Tayland

Tayland’a Giderken

Canım öyle güzel dirsek atıyorsun ki, tüm koltuk senin, ama sen koltuğun sınırlarını da aşıp, öyle güzel öyle harika dirsek atıyorsun ki, eyvallah, iyi ki varsın, iyi ki dirsek atıyorsun, sevgiyle
Tayland’a Gidiş
Şu anda Bahreyn’deyim. Bayreyn, Arap Emirlikleri’ndeki emirliklerden bir tanesi. Transit geçişten geçip, 7 saatlik aktarma bekleme süremin içerisinde bulunup, bu yazıyı size yazmaktayım. Bahreyn Havaalanında sadece 16.Kapı’nın orada, Starbucks’ın bulunduğu yerde internet çekiyor sadece. Burası da Dubai ve Abu Dhabi gibi uluslararası bir geçiş havalimanı. Buradan Hindistan, Tayland, Endonezya gibi uzak ülkelere gidilebiliyor. Etrafta çok Avrupalı görmek mümkün değil, yolcuların çoğu Arap, Hintli, Filipinlilerden oluşuyor. Zaten Arap Emirliklerinde her yerde Hintliler, Pakintanlılar ve Filipinliler çalışıyor. Araplar da yan gelip yatıyor. İstanbul’dan 3 saat 20 dk süren Bayreyn uçuşumda, Bayreyn’e iniş yaparken, kentin akşam ışıl ışıl uzun gökdelenleri ve binaların ışık şovlarıyla bezenen görüntüsünü izlerken, aklıma şu soru geldi. “Adil mi? Bu adil mi? Adil olan bu mu? Araplar dünyanın en zenginleri olsun, şaşaa içinde yaşamak bu olsa gerek! Petrol var, para var, adamların şehirleri New York’tan daha gösterişli, bu nasıl bir gerçeklik? Adil mi?”. Sorduğum soru da baya uzun oldu, düşündüm işte uçakta Bayreyn’e inerken. Arapların dünyanın en zenginleri olmaları, Avrupalı’ların Asya kıtasında kendilerini çok zengin görüp Asya kıtasındaki insanlara yukarıdan bakmaları, Asyalı’ların zaten fakir olması gibi gibi düşünceler geçerken zihnimden, bu şaşaalı Arap şehirlerinin adil olup olmadığını neden düşünüyorum ki?
Terminalde ilk önce Tea Latte içtim, sonra gittim başka bir yerde yemek yedim. Sonra yine kahveciye geldim, bu sefer Latte içiyorum. Barista çocuk adımı bu sefer doğru yazdı. Sebla ne demek diye sordu. Ben de dedim, “Uzun kirpikli güzel gözler”, yanındaki arkadaşıyla gülüştüler, sonra kendi memleketi Güney Hindistan’da Sebla’nın ki “Sibla” diye okunuyormuş, “Minik Aslan Yavrusu” anlamına geldiğini söylediler. Soyadımın “Kaplan” olduğunu söyleyince, hepberaber güldük, eğlendik. Adı Aslan Yavrusu soyadı Kaplan olan bir kız J
Bu yazıyı yazarken şu an mp3 player’ımda, Afterlife’tan “Speck of Gold” çalıyor. Çoooook uzun zaman olmuş bu şarkıyı dinlemeyeli. Bir zamanlar çoook hoşlandığım biri ile şarkımız gibi olmuştu. Onun tarafından bana sadece arkadaşlık duyguları olduğu için, biz de arkadaş kaldık. Arkadaş kaldık ta, gerçekten arkadaş olmayı becerebildik mi o meçhul. Kim bilir şimdi nerelerdedir neler yapıyordur, ona buradan pozitif enerjiler yolluyorum. Benim platonik hoşlanmamı sonlandırıp arkadaşlığa çevirebilmemin sebebi, acaba ileride bir şansım olur mu düşüncesi değil, onu gerçekten sevdiğim gerçeğiydi. Çünkü ben insanları severim, sevmeye layık gördüklerimi ve değerli olduğunu düşündüklerimi. Severim….
İstanbul-Bayreyn uçuşu 3 saat 20 dk sürdü demiştim ya, sol yanımda genç Arap bir çift vardı. Tabi ki, kız benim yanımda oturdu, onun öbür tarafında ise kocası. Kıza sinir oldum. Tüm uçuş boyunca sağ dirseğini bana çarptı mı desem, değdirdi mi desem, ne desem…Sol dirseğimle atakta bulunmayı çok istesem de, şu bizim Şiddetsizlik Kuralı’mız var ya yogada, “Ahimsa”. Yani bir canlıya zarar verme düşüncesi bile şiddete girdiği için, o belki farkında olmadan bana dirsek atsa bile, benim farkında olarak “şuna bir koycam şimdi uçcak!” diye düşünmem tam bir şiddet gösterisi. Yine de insanım. Ben de bir gün, herşeye, “Eyvallah, huuuu, Sevgiyle” diyebilmeyi çok isterdim, özellikle dirsek atanlara. “Canım öyle güzel dirsek atıyorsun ki, tüm koltuk senin, ama sen koltuğun sınırlarını da aşıp, öyle güzel öyle harika dirsek atıyorsun ki, eyvallah, iyi ki varsın, iyi ki dirsek atıyorsun, sevgiyle J” diyebilmek. Bir gün o da olacak J
Uçuştan önce bizim İstanbul Atatürk Havalimanına anneciğim ve babacığımla beraber geldik Söğütlüçeşmeden metrobüse binip, Şirinevler’de metroya binerek. Turist gibi geziyoruz böyle havalimanına giderken valla, bir de biz yolda üçümüz gezerken çok eğleniyoruz. Havalimanına giriş kapısında biraz sıra vardı, bu sefer Emirates fiyatları çok yüksek olduğu için, biletimi Gulf Air’den almıştım, check-in de hiç sıra yoktu ve sıradışı bir şey bu. Çünkü Emirates check-ininde 1.5 saat beklediğimi bilirim. Pasaport kontrole girerken, ailemden aylarca ayrı kalacağım dakikaların başlangıcına yaklaşıyorduk. Gerçi ben uzakta da olsam, fırsat buldukça hergün skypetan konuşuyoruz biz. Sarıldık, öpüştük, koklaştık…
Uçakta, yeni filmler bölümünden, Delivery Man adlı filmi izledim. Bir adam, gençliğinde 20 li yaşlarında, donör bankasına spermlerini veriyor ve bunun üzerine 533 kişi adamın spermi ile hamile kalıp, çocuk doğuruyor. Adamın 533 tane çocuğu var ve adam hepsi ile tanışıyor bir şekilde. Neyse bir ağladım, bir güldüm. Hem çok duygusal hem de çok komik bir film. Muhakkak izleyin. Yani bu film de de ağlanır mı demeyin, baba ve çocuk konusu baya duygusal verilmiş birçok bölümde. Tam ağlattıktan sonra hemen sonra kahkaha attıran bir senaryo ve oyunculuklar çok iyi, komikler işte, sevdim filmi.
Sonrasında ise “Zaman” hakkında bir belgesel izleyeyim dedim. Daha dün akşam Özde ile internetten konuşuyorduk. Sordum Özde’ye, “Saat farkı olan bir ülkede olacağım, aynı anda mı olacağız? Farklı anları mı yaşıyor olacağız? Ne garip!”, Özde’de olayın ilginçliği üzerine epey düşündü sanırım. Bu durumun gerçekten acaip ilginç araştırılası bir şey olduğuna ortak karar verdik JDerken işte uçaktaydım ve zaman hakkında bir belgesel izliyordum. Belgeselde çok bilgece laflar geçiyordu. Mesela; Saatler size saatin kaç olduğunu söyleyebilir fakat zamanın ne olduğunu söyleyemez. Herkese göre zaman farklı işliyor. Ben şu an geçmişten, şu andan veya gelecekten bildiriyor olabilirim. Şu an, bir zaman diliminde, bir anda, benim torunum üniversite mezuniyet konuşmasını yapıyor olabilir gibi. Arap Emirlikleri ile Türkiye arasında 1 saat var, Tayland’da olduğumda ise Türkiye’den 4 saat ileride olacağım. Bakıyorum etrafıma, hayat her yerde aynı gibi görünüyor. Bir havalimanı ve bir yerlere gitmeyi bekleyen insanlar…Şu anda benimle beraber bu terminalde bir çok insan var, fakat şu anda, aynı anda, hangimiz buradayız? Belki fiziksel olarak şu an anda yanımda olmayan fakat ruhuyla veya zihniyle yanımda olan başka biri benimle aynı anda mıdır? Bence öyledir. Kelimeler geliyor. Zaman, an,boyut, frekans, atom…
Bu yolcuğuna çıkmadan önce hiç plan yapmayacaktım göya. Ama Duygu, Bangkok’tan Chiang Mai’ya uçak biletini online al diyince, endişelendim yer kalmaz diye, dün gece aldım bileti, bir de Chiang Mai’de Old City’de 2 gecelik ucuz bir oda ayarladım. Zaten gidergitmez jet lag ve yol yorgunluğundan dolayı uyurum ya da uyumaya çalışırım herhalde.
Bunlara plan denir mi? Bilemiyorum, sizce nedir? J
Chiang Mai’de WildRose Yoga’da yoga çalışacağımı biliyorum yani onların yoga dersleri gayet iyi, onu biliyorum, derken dün gece programa bir bakayım dedim, bir de ne göreyim, Chiang Mai’ye varacağım gün yani Cumartesi ve sonraki gün Pazar, Yoga Hocalık Eğitimi hocam Kosta Özel bir Workshop yapmak için WildROse Yoga’da. İnanılmaz! Pazar günü uykumu almış ve kendimi iyi hissedersem, Pazar gününe katılmayı diliyorum. Ama kendime uzun süreli kalabileceğim, havuzlu bir otel de bulmam gerekiyor. Bilemedim. Neyse hayırlısı ne olacaksa olacak.
Ve yazımı burada sonlandırıyorum. Yine devam edeceğim tabi ki. Umarım keyifle okudunuz. Yazmayı hissettiğin yerde yeniden yazacağım. Uluslararası Bayreyn Havaalanı Yurtdışı Gidiş 16.cı Kapı’dan iyi geceler Türkiye…
Ve Anouk’tan “Love” gelsin, açın sesiniJ
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s