Tayland

Tayland’dan Ortaya Karışık

Uzun zamandır yazamadım, burada hava oldukça sıcak ve nemli, hem de her gün. Her gün yaklaşık 4 saate yakın asana çalışıyorum, Wildrose Yoga’nın birbirinden müthiş eğitmenlerinin derslerinde.
Merhaba,
Uzun zamandır yazamadım, burada hava oldukça sıcak ve nemli, hem de her gün. Her gün yaklaşık 4 saate yakın asana çalışıyorum, Wildrose Yoga’nın birbirinden müthiş eğitmenlerinin derslerinde. Yalnız, son 2 gündür durdum, gitmiyorum derslere. Biraz daha fazla uyuyorum, ve şehri biraz daha fazla geziyorum. Bazen bedeni, bazen ruhu dinlemek lazım. Durmak gerekiyorsa durulmalı. Son günlerde kafam oldukça karışık, biraz stres yaptım bazı konuları kendime. Tayland’da 2 ay kalıp, Malezya’ya geçecektim, hatta Kuala Lumpur’a uçak biletimi de almıştım. Fakat sonra öğrendim ki Malezya’da Müslümanların yoga yapması yasakmış. Sadece fiziksel bir spor olarak yapılabilirmiş. Başvurduğum Vipassana Meditasyonu Kursundan da Müslüman olduğum için geri çevrilince, içim pek rahat etmedi ve Malezya’ya gitmekten vazgeçtim. Sonuçta, her zaman diyorum ve diyeceğim, yoga bir din değildir, yoga bir spor da değildir. Yoga kendimi bulduğum yerdir, Spiritüel bir çalışmadır. Malezya’da 1 ay boyunca, yogayı fiziksel bir spor olarak yaparak, sanki rol yapıyormuşum gibi hissedeceğim. Bunu kendime yapamam. Malezya’dan Müslüman olup ta, yoga yapılabileceğini söyleyen Malay arkadaşlar da oldu, fakat birçok stüdyo ciddi bir şekilde Müslümanları derslere kabul etmiyor. Çünkü 2008’de Malezya Din işleri bir fetva yayınlamış. Fetvaya göre, Malezya’da Müslümanlar yoga yapamaz, yoganın Hinduizme yönlendireceğinden korkuyorlarmış. Baştan söyliyeyim, yoga bir din değildir, Hindistan’dan 5000 yıl önce çıkmıştır, ve tüm insanlık için, insan bedeni, zihni ve ruhu için bütünsel bir bilimdir, sistemdir. Neyse, vazgeçtim zaten. Malezyanın bu kuralına saygı duymaktan başka hiçbir şey yapamam.
Chiang Mai’de günler dediğim gibi oldukça sıcak geçiyor. Burada güzel ve sevgi dolu bir yoga topluluğu var. Bazen onlarla vakit geçirdiğim de oldu. Türk bir arkadaş bile edindim. Bugün bir müzeye gittim. Lanna Müzesi, Tay halkının gelmiş geçmiş tüm kültürünü barındırdığı bir müze, herşeyin ama herşeyin fotoğrafını çektim. Tüm gün bisiklet sürdüğüm için ve ayakta olduğum için, müzede birkaç tane asana yaparak, İkinci savaşçı ve Aşağıya Bakan Köpek, biraz omurgamı rahatlattım, kalçaları açtım.
Chiang Mai’de Mart ayında hava biraz da sisli ve puslu. Bunun sebebi ise, şehrin dışındaki tarlalardaki herşeyi ama herşeyi yakıyorlarmış, yakıyorlarmış ki, inanışlarına göre seneye tarlalar daha iyi mahsul versin diye. İyi bir yöntem. Fakat hava biraz kirli gibi oluyor.
Arada sırada Geleneksel Tay Masajı, Ayak masajı ve Yağ Masajı yaptırıyorum. Her seferinde acaip bir şekilde dinleniyorum, yenileniyorum. Türkiye’ye döndüğümde, Tay Masajı isteyenler bana ulaşsınlar. 2012’de Chiang Mai Thai Massage School’dan 150 saatlik Geleneksel Tay Masajı Terapistlik eğitimi almıştım ve bunu Türkiye’de uyguluyorum.
Bu arada bu sene Tayland’a son gelişimdir diye düşünüyorum burada. Buraları sevmediğimden falan değil. Seviyorum Tayland’ı ve Tay insanını. Fakat sanırım dünyanın başka ülkelerini görme zamanı geldi. Şu koca veya kısa hayatta mı demeli, 3 seneden toplam 6 ay bu ülkede kalmışım olacağım. Ömrümün yarım senesi Tayland’da geçmiş, üniversite yıllarında ömrümün 4 senesi İngiltere’de geçmiş. Farklı farklı senelerde Almanya’ya gidişlerimi, Belçika seyahatimi, İspanya ve İtalya seyahatlerimi de katarsak, ömrümün 6 ayı Avrupa’da geçmiş. Yani şimdilik 32 senelik ömrümün 5 senesi ülkemden, ailemden ve arkadaşlarımdan uzakta geçmiş. Yeni yerler keşfetmem, yeni arkadaşlıklar kurmam, yeni deneyimler ve maceralar yaşamam gerektiğinin sinyallerini emin olun ruhumun en derinlerinde şu anda yalnız olduğum otel odamdan hissediyorum.
Geçen gün annemi dinledim ve hiç gitmediğim bir yere gittim. Hava sıcak olduğu için, çok ta müptelası değilimdir ama Chiang Mai’de yeni kurulan “Maya” isimli bir AVM. Oldukça gösterişli bir avm yapmışlar. Bisikletimle gittim, otopark görevlisi otoparkın girişini gösterdi. Bisikletliler ve motorsikletliler içi ayrı bir otopark girişi var, neyse sürdüm bisikleti, bizim avmlerdeki gibi aşağıya doğru iniyor. Bisikletin frenleri de çok sağlam değildi. Kendimi bıraktım ben de. Hızla aşağıya doğru sürdüm ve hafif düzleşmeye başlayınca yol, frene bastım yavaş yavaş, yani 5 sn  geç frene bassam, duvara toslayabilirdim. Bu heyecanlı inişten sonra, bisikletimi park ettim ve avm ye girdim. Biraz içeride dolaştım. 300: İmparatorluğun Yükselişi isimli filme bilet aldım. Filmi 3d olarak izlemek büyük keyifti. Tabi filmde çok kan döküldü o ayrı mesele. Şiddet konulu filmleri çok izlemem fakat bu filmi izlemek isteyişimin sebebi, tarihsel bir olayı anlatmasıydı. Acaba geçmişe bir özlem mi var içimde? Geçmişteki öfkelerim, sinirlendiklerim, kavgalarım, tartışmalarım, negatif kalıplarım, sevmediklerimle yüzleşme zamanı mıydı? Neyse neydi, ben yine de tek başıma klimalı devasa sinemada, rahat koltuklarda, mega boy popcornum ve kolamla birlikte, bu filmi izlerken pek keyif aldım. Sonra 3.cü hatta Asia Books isimli kitapçıya girdim, tüm kitaplar İngilizce’ydi, acaip sevindim, ve hemen kitap arayışına geçtim. Hemen ilk gördüğüm kitabı alanlardan değilim. İçeride baya bir vakit geçirdikten sonra, aldığım iki kitap şöyle efenim; Yoga eğitmeni Dashama tarafından yazılan “Journey to Joyful” Transform Your Life with Pranashama Yoga ve ormanlarda ve mağaralarda meditasyon yapmış Amerika’lı Budist keşiş Sumano Bhikkhu’nun “The Brightened Mind”ı.
Dashama’nın kitabını okuyorum. Keyfe, neşeye yolculuk. Her kelimesi nedense benim için çok önemli. İlk sayfalarında yazdığı bir şey dikkatimi çekiyor. Etrafınıza bir bakın. Daimi keyif hali içinde yaşayan insanlar göreceksiniz. Bunların sayısı az bile olsa var bu insanlar. Bu insanlar da herkes gibi zorluklarla karşılaşıyorlar, fakat bu zorlukların üstesinden daha akıcı ve serbest bir şekilde geliyorlar. Facialardan sarsılmışa benzemiyorlar. Ekonominin iniş-çıkışlarından veya jeopolitik havanın değişen dalgalarından da etkilenmiyorlar. Benzi fiyatları birazcık artsa veya sevdiklerine giderken yolda kar fırtınası çıksa, yine etkilenmiyorlar. En keyifli anlarımız genelde aile ve arkadaşlarımızla olduğumuz anlardır. Peki hiç düşündünüz mü tek başınıza olduğunuzda neden sıkılırsınız? Ben şu an şöyle “ortaya karışık” bir dönem yaşıyorum. Tek başınalığı bir yandan seviyorum, fakat ailemi ve arkadaşlarımı o kadar çok eğlendirmişim mutlu etmişim ki, bu zamanları tek başınalığımda özler oluyorum. Nedense kendimde şöyle bir şey gördüm ve yakaladım. Başkalarını mutlu ettiğim zaman mutlu oluyorum fakat başkalarının beni mutlu etmesine izin vermiyorum. Başkaları beni memnun ve mutlu etmeye çalıştığında, nedense kabul edemiyorum onların mutlu etme yollarını, sanki benim mutlu etme yollarım onlarınkinden daha iyimiş daha derinmiş gibi. Ne saçma! Başkalarının seni mutlu etmesine izin ver Sebla. Kendime söylüyorum. İyi de nasıl?
Bir de içimde çözmeye çalıştığım başka bir konu daha var. Ben bir şey söylediğimde veya yazdığımda, insanların şöyle yap böyle yap, bu böyledir şu şöyledir demelerine bir türlü alışamıyorum. Yani herkes herşeyi o kadar çok biliyor ki. Mesela, İstanbul’dayken aniden hastalanıp, bedenim sol tarafı ile ilgili problemler yaşamamdan sonra herkesin, sol tarafın dişi enerjisi olduğunu, anne enerjisi olduğunu falan söylemesi gibi. Diyorum ya ben de biliyorum bunların. Acımı dindirebilir misin arkadaş diye haykırıyorum içimden hastayken! Şimdi gelelim ben hiç mi tavsiye vermiyorum? Ben de arkadaşlarıma falan çok tavsiye vermişimdir bilmiş bilmiş, onların da ben tavsiyeler verirken bana sinir olduklarına şimdi eminim. İyi de başkasının yaşadığını, ben niye şimdi yaşıyorum? Karma mı? Etme komşuna gelir başına? J Bundan nasıl kurtulacağım? Herşeyi bildiğimi göstermeden, bir daha tavsiye vermeden mi? Bir bilen varsa, lütfen bilgiçlik taslamadan söylesin.
2 Nisan’a kadar Chiang Mai’deyim. Nisan ayını Koh Phangan adasında geçirmeyi planlıyorum. Bir aylık bir Ashtanga Yoga çalışmasına katılacağım. Neyse, daha buralardayım. Yine yazarım. Arada sırada ses edin, kendinizi özletmeyin.

  1. merhaba..bence biraz özlem kokusu aldım…orda olmak istiyorsun ama yinede aklın burda gibi…mutlu oldum hersatırını düşünerek okudum…

  2. Merhaba Pamir,

    Aynen düşündüğüm gibi, özledim gerçekten. Tayland'dayım fakat Türkiye'de de olmak istedim çoğu zaman çünkü ben ne zaman Türkiye dışına çıksam, Türkiye'de birşeyler oluyor, o birlik ve beraberliğin içinde olamıyorum bir türlü 🙂 Gezi olaylarında da Marmaris'teydim, ruhum İstanbul'daydı gibi….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s