Yoga

Vadi

Taşları bungalowuna getirir ve boyar. Dalgaların sesi sanki tüm bedenini sarmıştır. Geceleyin yıldızlar gökyüzünde şölen yapıyorlardır. Bütün vadi sanki konuşuyordur. Vadinin kalp atışı gibidir dalgaların sesleri. Belki de nefesi gibi. Vadi nefes alıyordur ve nefes veriyordur. Bazen yavaş, bazen hızlı, bazen ritmik...

Günlerden bir gün genç bir kadın, yaşadığı hayatın stresinden biraz uzaklaşabilmek için, yemyeşil ağaçların var olduğu, kocaman dağların yükseldiği, masmavi denizin oksadığı bir vadiye gider. Vadide kendine bir bungalow kiralar, önündeki 6 gece onun evi olacak bu bungalowda derin içsel dünyasının kapısını aralayacaktır ve kendini anlama ve keşfetme yolundaki bilgileri bulmaya çalışacaktır. Bungalowunun kapı numarası 125’tir. Kadın, bunun hayat yolunda bir işaret olabileceğini düşünmektedir. Belki de öylesine bir kapı numarasıdır işte!

Vadiye gelmeden önce vaktini yoga, kitap okuma ve taş boyama ile geçireceğini çoktan planlamıştır genç kadın. Vadideki hayatı planladığı gibi mi geçecek yoksa hayat ona kendi istediğini mi verecektir? Akşamüstü vadiye varır varmaz, vadide ders veren bir yoga eğitmeninin dersine atar kendini. Yoga alanında diğer öğrenciler de yerlerini almışlardır. Kadın, yoga matını alanın en önündeki bir yere yerleştirir ve dersin başlamasını beklemeye başlar. Hemen arka çaprazında oturan başka bir kadın, yükseklik korkusundan bahsediyordur eğitmene. Eğitmen, yükseklik korkusuna sahip olan diğer kadının durumunu dinledikten sonra cevap verir, “Korkmak ta bir seçim, korkmamayı da seçebilirsin.”

Vadiye vardığı o akşamüstü kendi korkularını düşünmeye başlar genç kadın. Onun da yükseklik korkusu vardır, sevdiklerini kaybetme korkusu vardır, yalnızlık korkusu vardır, ölüm korkusu da vardır. Aslında derinlemesine düşününce kadının o kadar çok korkusu vardır ki hayatında, bu korkuların üzerine gidecek ne gücü vardır ne de isteği. Tek umduğu, korkularını düşünmemek veya korkularının var olmadıklarını düşünmektir.

O gece karanlıkta vadinin kumsalına yürür tek başına kadın. Elinde telefonunun ışığıyla, boyayabileceği beyaz yassı taşlar arar. Bulur da. Farklı ebatlarda bir çok taş. Bir an için, “Bizler de karanlıkta birinin bizi almasını bekleyen taşlar gibi miyiz?” diye düşünür. Tek başınalığı seviyordur ama yalnız kalmaya tahammül edemeyen de bir yapısı vardır. Hayatında sevebileceği ve onu da sevecek bir adamın özlemini duymuştur hep. Karanlıktan onu aydınlığa çıkaracak, belki bir gece vakti karşısına çıkıp ona sımsıkı sarılacak, “Artık bitti. Bak ben burdayım.” diyecek bir adamı mı bekliyordur yoksa? Belki de taşlar, kadının yalnızlığını simgeliyordur. Kadın, taşların üzerinde yalnızlığını boyuyor, yalnızlığının resmini çiziyor ya da bir umut adına ruhunu renklendiriyordur.

Taşları bungalowuna getirir ve boyar. Dalgaların sesi sanki tüm bedenini sarmıştır. Geceleyin yıldızlar gökyüzünde şölen yapıyorlardır. Bütün vadi sanki konuşuyordur. Vadinin kalp atışı gibidir dalgaların sesleri. Belki de nefesi gibi. Vadi nefes alıyordur ve nefes veriyordur. Bazen yavaş, bazen hızlı, bazen ritmik…

Gece taşları boyarken aklına yine korku kelimesi gelir. Akşamüstü düşündüğü o tüm korkuların üzerine bir de incinme korkusunu düşünür. Uzun uzun düşünür. Kendini, kendinden başka kim incitebilir ki? Vadideki eğitmenin dediği gibi, incinmekten korkmak ta bir seçimdir. İncinmekten korkmamayı seçer o gece taşları boyarken. Tabi ki kendi kendini de incitmemek için elinden geleni yapacaktır.

Vadinin nefesi eşliğinde, kendisine kendisini sevdiğini söyleyerek o gece bir pike eşliğinde uykuya dalar. Gece o kadar soğuktur ki hava, üzerindeki pike ile sadece üşümekle kalmaz, bütün vücudu iki büklüm hale gelmiştir. Gözleri yarı kapalı halde, bungalowdaki dolabın kapağını açıp, iki adet battaniyeyi hızla alıp, kendini tekrar yatağa atar ve battaniyeleri üzerine örter. Biraz daha ısınmıştır. Sabah erkenden kalkıp yoga dersine gidecektir. Uykuyu seviyordur. Uyur. Vadi nefes alır ve nefes verir.

Sabah erkenden uyanıp, vadideki diğer insanların yataklarında sıcacık ve mışıl mışıl uyuduklarını hayal ederek, yoga dersine gitmeye hazırlanır. “Azıcık daha uyusan?”, “Kalk, hazırlan ve o yogayı yap!” diyen de kafasındaki seslerdir. Bu seslerin yaratıcısına zihin deniyordur. Zihin, biri kafanın içinde konuşuyormuş hissi yaratan ve maraton koşan bir varlık gibidir. Sürekli dertlerinden bahseden, bezdiren bir insan gibidir. Yoran bir tiptir. Kadın, zihni dinlemez. Zihnin ona kalkıp, yoga yapmasını söylemesi bile zihnin bir göndermesidir. O kendi bildiğini okur. Kalkar, hazırlanır ve yoga dersine gider. Zihnin demiş olduğunu değil, kendi içinde bambaşka bir yerden gelen bir dürtüyü dinleyerek…

img_6415

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s